Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2012 Pazar

Ankara, Buluşma ve Eve Dönüş...

Merhabalaaaarrrrr... Uzuuuun bir aradan sonra nihayet evimdeyim Edirne'ye döndüm.. Bir haftadır Ankara'daydım. Biraz iş biraz arkadaşlarla hasret giderme nedeni ile düşmüştük yollara ve bir haftadır evimden uzaktaydım ve çok özlemiştim evimi gerçekten... Her sabah başka bir yerde, her akşam başka bir yerdeydik çok yorulduk hakikaten de.... Onun için evimi daha da çok özledim...
Ankara'ya gitmişken canım Duygucum bilinen adıyla Hobi mi? Terapi mi?  :)  ile buluştuk. O kadar tatlı ,hoş sohpet biriki Duygucum onun da söylediği gibi sanki çoooook uzun zamandır tanıştığım ama yıllardır görmediğim bir arkadaşımla buluşmuşum gibiydi görüşmemiz... Hiç yeni tanışan insanlar gibi değildik ve kaldığımız yerden devam ettik muhabbete sanki :) Çok içten olduğu ve hoş sohbeti için kendisine teşekkür ederim :)
Muhabbet ve Ece'ye çorba içirdikten sonra nereye gittik dersiniz? Kumaşçıya elbette :) Ama tahmin ettiğiniz gibi dalmadım kumaşların içine hatta ben iki kumşa aldım Duygu üç tane aldı :) Ben kumaşları incelerken Duygucum da Eceyle saklambaç, kumaşlarda renk bulma gibi oyunlar oynuyorlardı :) Çok güzel oyaladı kuzumu canım benim :) Çok sevdim ben seni Duyguuuuuuuu :) B defa da ben bekliyorum Edirneye ama yazın şimdi gelme birşey göremezsin :) Yazın gelin ama mutlaka :)

Bu arada Ankara'da kuzum da hasta oldu ve hastanelerdeydik aslında... Pazartesi sabahı ne olduğunu anlamaya çalıştılar, sürekli öksürdüğü ve Ankaraya geldiğimiz günden beri öksürük krizlerine girdiği için göğüs filmi falan geçtirdik ama hiçbirşey çıkmadı. Balgamlı bir öksürük vardı sürekli ve iki aydır atamadığı bir balgamı vardı kuzumun, antibiyotik de kullanmasına rağmen kurutamamıştık. Bu arada iki yıldır burun tıkanıklığı yaşıyor ve Edirneye gittiğimizden beri bu başladı onun farkındaydım.  Burada da doktorlara gitmiştim fakat başta iltihap deyip dünyanın burun fısfısını kullandırdılar kuzuma , burun yıkama aparatları alerji aparatları, okyanus suları dünyanın sıvısı geldi geçti kuzumun minik burnundan.. Fakat burun tıkanıklığı hiç geççmedi sonunda doktorlar alerjiktir deyip geçiyorlardı. Bunu da anlatınca doktora alerji testi yapalım dediler ve Cuma günü de deri testi yaptırdık. Sırtına bir sürü minik iğne batırdılar kuzum "Gık" demedi.. Zaten kan vermişti onda da gıkı çıkmadı benim dayanıklı kuzumun... Diğer çocuklar daha hastaneyi görünce ağlarken benim kuzum kan verdi sırtına iğneler batırdılar banamısın demedi :) Ama biz de hiç doktorla iğneyle hemşireyle korkutmadık onu ve hep anlattık durumu o da böyle ödüllendiriyor bizi :)
Neyse sonuç olarak kan testinde birşey yok, ciğerler tertemiz ama öksürükler için astım ilaçlarına başladık bir süre kullanacak. Fısfıslarımız var sabah akşam ve öksürük nöbeti geldiğinde sıkacak "fıs fıs" ve bir süre sonra düzelecek ki nitekim öyle de oluyor... Alerji testinde ise benim de tahmin ettiğim gibi 'çimen poleni" ve "kedi" ye alerjisi varmış :) İlkbahar aylarında pikniklere gitmek yasak artık o mevsimde sokağa bile çok çıkmak yok  :) Daha fenası olabilirdi ama bunlarla başa çıkabiliriz yeterki hastalığını bilelim gerisini hallederiz evellaallaaahhhhhh :) 
Anlayacağınız çooooook yorucu bir haftaydı onun için evimi görünce çok mutlu oldum çooookkkk.... Ahhh bir de eve gelirken o İstanbuldan geçmesi trafikte saatlerce santim santim ilelemesi olmasa :) Neyse geldikya artık önemli olan o :)




28 Ağustos 2012 Salı

Doğal Klimalı Şehir 'Çanakkale'... (2)

Gez gez gez, yüz yüz yüz, güneş güneş güneş yoruluyor insan haliyle. Akşamları da otelin sahil mazaralı restoranında yemek yenince şöyle bir taş atmaya başladım ve ne yazıkki denizi dolduramadım :) O güzelim denizi doldurmayayım zaten :)
Nefis bir ay ışığı ve yakamoz eşliğinde Emrenin çektiği fotoğrafım :)
Yüzme bilmeyenlerin kurtarıcısı makarnalar beni de kurtardı ve o kadar keyifliydiki artık deniz :) Denizi harikaydı gerçekten Küçükkuyu'nun. Siz şu an göremiyorsunuz ama bir adım ötemde küçük balıklar var sürü sürü, o sırada bir ahtapot gelmişti sahile ve çocuklar yakalamaya çalışıyorlardı :) Denizin dibindeki taş görünüyor o kadar güzelki su, o kadar berrakki... Zaten mavi bayraklı bir denizmiş ama deniz Süpperrr...

Sonra Assos Behramkale'ye gittik. Küçükkuyu'dan 24 km'lik bir mesafede. Yollar biraz kötü ve bakımsız. O kadar insan gidip geliyor hayret nasıl düzeltmemişler bilemiyorum ama yine zeytin ağaçları yatıştırıyor insanı kızamıyorsunuz bile yollara :) Behramkale'ye geldiğinizde taşlarla örülmüş bir yolda tırmanmaya başlıyorsunuz Assos'a doğru ve yokuşun başında bir teyzeden Yeşil Nektarin aldık :) Onlar 'Ektari' diyorlarmış buna ve yokuşu çıka çıka yemek o kadar zevkliydiki. Yarım kilo aldık teyze -Bakın dönüşte yine alacaksınız yetmez dedi ve dediği oldu dönüşte bir yarım kilo daha aldık :)

Assos'a çıktığınızda sizi harika bir manzara bekliyor yine. Çanakkale'nin heryerinde olduğu gibi büyüleyici... Mavi mavi mavi, yeşil, yeşil, yeşil, rüzgar rüzgar rüzgar...


Burada gördüğünüz mavilerde yeşillerde herhangi bir photoshop yok oradan anlayın yani nasıl bir güzelliktir :)

Assos'tan inerken yol boyu bu güzel hediyelik eşyalar arasında zevkli bir iniş-çıkış yapıyorsunuz. Rüzgarla o kadar güzel bir ses çıkıyorki yol boyu ve hep de rüzgar esiyor güzel güzel. Oradan geçerken -Ahhhh ne kadar güzel bir ses... demiş bulundum bir teyze hemen dert yandı :) -Gel bir saat otur burada be kızım bak bakalım dedi. -Biz bütün gün dinleyince artık güzelliği kalmıyor dedi :) Güldürdü bizi ve haklıydı :)


Ve son gün dönerken Edirne yolu üzerinde Truva'ya da uğradık. Truva Atına binmeden olmaz ama o merdivenleri çıkarken düşmemek için epey bir enerji sarfettik :) Etekli olunca da haliyle daha zor oldu :D Neyse düşmeden çıktık ve indik :)
Truva'yı dolanırken düşünceli insanlar her ağacın altına bir bank koymuşlar. Meşe ağaçlarının altında neredeyse her banka oturarak ilerledik :) O sıcakta Çanakkale rüzgarı ve meşe gölgesindeki bankları olmasa erirdik herhalde :)

Tabi bu geziler Ece için bir anlam ifade etmiyordu elbette. O Truva Atı'na binmek istiyordu ve binince gazı geçti :) Fakat benim kuzum bir kere de ben yoruldum kucağınıza alın demedi. Bizimle paşalar gibi gezdi :)

Truva'da gezimizi sonlandırıp Truva Atı'nın orijinale yakın sergilenen versiyonunu görmek için Çanakkale merkeze gitmeye karar verdik ve gitmişken de bir balık yeriz sahilde diye düşündük :)

Tabi mevsimi olmadığı için çeşit yoktu ama olmayan çeşitlerden bir balık beğendik ve yedik yinede :)
Son olarak da oradan geçerken eski bir saat kulasi görüp -Aaaa bunda da çekilmezsek olmaz :) deyip birde onun önünde fotoğraf aldık :)

Sonuç itibari ile çok yorucu fakat bir o kadar da güzel ve dinlendirici bir tatildi :) Ben çok beğendim Çanakkaleyi ve havasını. Özellikle de rüzgarına kendinden klimasına hayran kaldım. Edirneye gelip de bir gram rüzgar esmediğini görünce hemen özledim oraları :)

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Doğal Klimalı Şehir 'Çanakkale'... (1)

Merhaba arkadaşlar... Bir süredir odaya girip kumaşlarıma bile dokunmadım çünkü tatildeydim :) Önce hazırlık sonra tatil sonra da yorgunluk derken on gündür hiç bir çöp ellemedim hobi odamda :) Fakat çok güzel tatil fotolarımı ekleyeyim dedim yinede, gözünüz gönlünüz açılsın yeşili maviyi gördükçe :)
Resimlerle anlatırsak :)
Çanakkale'ye gidip de Şehitliğe uğramadan olmaz dedik ve gidiş yolunda Şehitliğe uğradık. İnanılmaz güzel denizin yeşşilin birşeltiiği bir yerde bulunan şehitlik gezilebilecek güzel alanlardan biri sadece yürüyerek gezilip görülecek bir yer olduğundan sıcak havalarda gitmekten vazgeçin. Biz gittiğimizde çok sıcaktı ve piştik :)
Gördüğümüz her akan suya yapışıp yüzümüzü gözümüzü yıkadık :)
Bir gölge bulup oturunca da Çanakkalenin esintisinin keyfini çıkarın. Ben en çok o doğal esintisini özleyeceğim ondan eminim :)
Kuzum da terledi tabiki ve böyle aktiviteler pek çocuklara göre olmadığı için sıkıldı da :) Şehitlik, abide onun için pek bir anlam ifade etmiyor elbette. Sadece koşup eğlenebileceği bir alandı onun için fakat o bile sıcakta bunaldı o kocaman koşturma alanında :)
Daha sonra otelimize gidebilmek için feribotla karşıya geçtik. Kilitbahir-Çanakkale arasında 10 dakika kadar kısa bir sürede karşıdasınız. Sadece bir tavsiyem var, siz siz olun feribota etekle ve hatta kloş etekle binmeyin :) Kendinden klimalı Çanakkalede rüzgarın nereden geleceği belli olmuyor :) Kazalar kaçınılmaz :)
Herşey bir güne sığmıyor elbette, gezilecek çok yer var fakat terledik ve kendimizi havuzun sularına bıraktık, O da görevini hakkıyla yerine getirdi ve mis gibi serinledik :)
Bir sonraki gün öğlen aramızı değerlendirmek için Küçükkuyu'da bulunan Zeus Altarı'na gitmeye karar verdik. Bir yere kadar araçla gidebiliyorsunuz. Zeytin ağaçlarının arasında bir iki viraj dönüyor ve aşağıya bakıyorsunuz ve inanamıyorsunuz. Aslında o kadar dik bir yokuş çıkmışsınızki araçla farketmeden sadece bir iki dakika sonra tepedesiniz ve bu süre kısa olunca insan ister istemez büyüleniyor. Zaten o güzelim zeytin ağaçlarının arasında zevkle giderken birde gördüğünüz manzara büyülüyor sizi.
Zeus Altarı'nın kapısına geldiğimizde orada zeytin ve yöresel yiyecekler satan bir amca muhtemelen her gün verdiği bilgilendirmelerden birini de bize verdi :)- Aaaa yürüyecek miymişiz? dedim ve amcacım : -Evet ortalama 1100 adım dedi :) Gülüştük :) -Nasıl yani ? dedim - Büyük adım atarsanız bu 1000'e düşer küçük adımlarla 1200'e çıkar ama ortalama 1100 adımlık bir yolunuz var 700m dedi :) Amanııııınnn bilseydim kuzuma spor ayakkabı giydirirdim diye düşündüm :) Neyse yola koyulduk..
Yol bazen yokuş bazen yokuş aşağı fakat o kadar harika bir doğa yürüyüşü ki.. Yürürken kocamaaaaannn çam ağaçlarının arasında esen rüzgarın uğultusu o kadar dinlendiriyorki insanı inanın hiç yorulmadım. Ece anne ben yoruldum bile demedi o kadar güzel bir orman yürüyüşü. Rüzgarın serinliği ve çıkardığı ses büyüleyiciydi hakikaten. Yeşil, temiz hava, spor daha ne olsun... Sürekli Zeus Altarı'na gidip gelen insanlarla karşılaşıyorsunuz ve haliyle merak ediyorsunuz ne olduğunu :)

Anne-Kız yürüyüşü yaptık kuzumla hep. Çam ağaçlarının gölgesinde ve rüzgar uğultusunda.. Ece sürekli sorular sorular sorular üçgeninde bazen beni bunaltsa da çok güzel bir yoldu :)

Sunağa geldiğimizde ise kocaman bir kaya görüyorsunuz ve kayanın oyulmuş merdivenlerine tırmandığınızda "AMAN ALLAHIIIIMMMMMMM" hissi uyanıyor herkeste... İnanılmaz bir manzara sizi bekliyor karşınızda. Çamlar arasında yükseeeeekkkk bir yerdesiniz, aşağısı uçurum ve alabildiğince zeytin ağaçları. Yani yuvarlansanız bir ağaç tutar sizi :) Harika bir deniz, masmavi bir gökyüzü. Yeşillerrrr, mavilerrrrr, mavilerrrr, yeşillerrr. Aşağı bakınca sahil, karşıya bakınca Edremit Körfezi, Ayvalık civarındaki adalar ve Midilli.. Hepsi ayaklarınızın altında inanın. -Ben neredeyin? -Böyle birşey olabilir mi?  -Verin bana bir hamak ben burada kalacağım... hislerinin her birini uyandırdı bende :)
Zeus Altarı ile ilgili bir not: Altar Sunak demekmiş ve tanrılara adak sundukları yer manasına geliyormuş. Eski Yunanlılar, savaşlarda galip gelmek,kuraklıktan,hastalıktan kurtulmak,bereketli ürün almak,felaketlerden korunmak gibi sebeplerle tanrılara kurban vermeyi adet haline getirmişler. Rivayete göre de bu Sunak Zeus'un Hera'ya aşkına şahitlik yapmış :) Valla ben şahane havası ve manzarasına vuruldum Zeus Hera'ya vurulmuş burada çok mu :)
Altar'ınsonunda ve aslında başında bir Kır Kahvesi var... O kadar doğal ve rahat bir yerki.. Yerde kabaklar yetişiyor, zaten zeytin ağaçları heryerde, bir yerde sarmaşıklar büyümüş bir yerde çiçekler, otlar, böcekler :) Ne ararsan var anlayacağın. Kır Kahvesinin bir kenarına da sallanan yatak koymuşlar gözüm hemen onu gördü uzaktan ve gittim yayıldım :) Sıcak bir çay ve köy ayranı içtik. O kadar köy ayranıydıki içinde yağ ve yoğurt parçaları, tortuları bile vardı :) Çok iyi geldi çooookkk :) Sonra bindik arabamıza ve düştük aynı zeytin ağaçlarının arasında yola.. Birkaç dakikada çıktığımız yokuşu birkaç dakikada da indik haliyle :)
Gezinin devamı yazının bir sonraki sayısında :)